KILIM EXHIBITION IN PARIS

Mai-Thu Perret’s exhibition of “Kilims & Commas” will open at Au 8 rue Saint Bon, Paris on September 4.
All the kilims are made in Van.

https://www.facebook.com/events/447641858752059/

adsız

Van Municipality had allocated 4 lots of land to us for 15 years

Dear Friends,

Due to much to be done in a short time before winter comes, I was not able to write to you for a while about HADD. As you know Van Municipality had allocated 4 lots of land to us for a 15-year period to build our new workshops to replace the ones we had lost during the 2011 earthquake exactly a year ago.

We had started working on them on 25th September and now the HacıBekir workshop is almost finished, while the Süphan one is in its final stages of completition. HacıBekir will open its doors to a new group of young nomad women after 29th October.

 

The young women of Van are grateful to all the supporters of the HADD workshops project and promise that their kilim production will continue with renewed excitement and dedication.

 

Sincerely,

Servet

”Tribal Conflict” International Praise

 

 

We are proud to announce that the Kilim named “Tribal Conflict” woven by Sacide Akar  has been chosen by the jury of IOM for the Art of Migration exhibition and Sotheby’s auctioning at the Swedish Consulate, Istanbul.

 

 

SACIDE AKAR

23 year old primary school graduate Sacide, who attends HADD kilim weaving workshop for the last two years, is the daughter of a family of 8, that had been forced to migrate to Van from Hakkari-Çukurca’s Narlı village.

Tribal Conflicts Ref.1331

Extreme confusion in strong colours and sharp shapes show-up the acute tribal conflicts, while slides in colours and shapes indicate to the blood ties of neighbouring groups with similar interests, the artist defines the individuals of each tribe with inner motifs.

Subject: IOM – Art of Migration
Importance: High

Dear Sacide Akar,

 

Thank you for having applied to the exhibition organized by the International Organization for Migration (IOM) called “Art of Migration”.

 

We have the great pleasure to announce you that your art work called or filed as Aşiret Kavgası has been accepted to both the exhibition and the auction.

 

We received 59 applicants’ artworks and it has been very hard to choose beyond all those very good art pieces. Only few of you could be accepted to both the exhibition and the auction.

The next step will be the preparation of the Auction catalog including information about you and the art piece(s). After that, we will also invite you to IOM office.

This exhibition will take place in Istanbul at the Cezayir exhibition hall from the 2nd to the 15th of November. The Sotheby’s auction will take place at the General Consulate of Sweden in Istanbul on the 17th of November and it will be a private event.

 

Enver Özkahraman – VAN’dan SANTA FE’ye

Newyork’tan Santa Fe’ye bir uçak değiştirerek 5 saatte ulaştık. Amerika işte, koskoca bir ülke. koca koca ovalar, kocaman ve niye yuvarlak olduğunu anlamadığım yeşil yeşil tarlalar görüyorum. Bizde üç beş ağaçlık bir caddemiz olduğu zaman hemen Dünya’da “eşi benzeri yok”u yapıştırıyoruz. Üç beş dekarlık bir ovamızı Dünya’nın en büyük ovası diye böbürlene böbürlene anlatıyoruz. Amerika’nın bu büyüklüğü 1991 deki bir anımı hatırlatmıştı ki bi anda kendimi gülerken buldum. Seden anlamsız anlamsız yüzüme bakarak;

-“Amca buyur, birşey mi söylediniz” dedi.

– Yook, yok bişey.

– Ama güldünüz.

– Yo yo bir şey demedim. Eski bir anım aklıma geldi, gayri ihtiyari güldüm.

– Nasıl bir anıydı ki öyle içten güldünüz?

– “Anlatayım sende biraz gül”dedim.

1991 yılının ilkbaharıydı Hakkari’de bahçeli bir çayhanede birkaç kişi güneşlenip çay içiyoruz. Bir taraftan da gök yüzündeki Amerika savaş uçaklarını izliyoruz..

Hava soğuk olduğu için arkalarında bıraktıkları beyaz buhar gök yüzünde karmaşık çizgiler oluşturuyor. Amerika uçakları Sümbül dağı ve Çarçela dağları üzerinde turlar atıyor. Sonra akaryakıt tankerine bağlanıyor, yakıtını alıyor ve güneye Irak’a yöneliyor. O sırada bir aşirete mensup, AĞA özentili bir tanıdığımız da yanımıza geldi. Biz Emperyal Amerika’nın Büyüklüğü ve gücünü konuşurken O ağa özentili aşiret mensubu bize sordu;

-Yaho öyle  abartarak anlatıyorsunuz ki (Em …… jî biçin hewara Seddam, pekve nikaribin Amerika.) Neredeyse bizim aşiret de destek için gitsek Saddam’ın safına yine de Amerika ile baş edemeyeceğiz haa.”

– Uçağın penceresinden dışarıyı izlerken bu anım aklıma geldi ve gayri ihtiyarı güldüm dedim.

* * *

Newyork’tan Sante Fe yolculuğumuz için uçakla 2 saatlik bir uçuşla  New York’tan Batılılara layık tertemiz bir hava alanı olan  Mineapolis’de uçak değiştirerek 3 saat sonra Santa Fe ye inebildik. Santa Fe’ye inmeden önce ben de Santa Fe (sanat merkezi kelimesinden başka) hakkında bir bilgiye sahip değildim. Tahmini 100 bin nüfusa sahip bir kent.

Havaalanından otelimize kadar yaklaşık bir saat yol aldık. Büyük bir merakla etrafımı izliyorum.

Tek katlı kızılderili evleri ve kırmızı beyaz benekli atlar. Yolda öğrendim, meğersem “teksas tommiks”in mekanıymış buralar.

Hele hele PEKOSBİLL’in (Pecos)kentine çok yakınmışız. Etraf ormanlık, bodur bodur çamlar var. Ağaçlardan olmazsa kedinizi Özalp, Muradiye, Patnos, Malazgirt, Yüksekova ovasında, Muşta veya Kapadokya’da sanırsınız. Görüntüler bundan 30-40 yıl önceki Van veya Iğdır’ın aynısı. Çatılı ev yok. Daha sonra anladım ki şehrin tarihi dokusunu bozmamak için yüzlerce yıl önceki mimariye sadık kalınmış.

Hepsi bizim  toprak damlı kerpiç evleri andıran yapılar. Şaşkın şaşkın etrafımı izliyorum hala. hani Amerika’dasınız ya, gözlerim hep çok katlı veya ihtişamlı binalar arıyor ama alışveriş merkezlerine  benzer koca koca binalar, çarşılar yok… Ben yüksek yüksek binalara sahip bir şehir göreceğim diye gözlerimi dört açmışken, nihayet bu toprak sıvalı binalardan birinin önünde durdu arabamız “işte oteliniz” dedi şöför kardeşim. Şaşırmıştım çocuklarla birbirimize bakakaldık, dıştan beğenmemiştik oteli. Ama nerden bilelim içinin dış görünümünden çok ama çok farklı olduğunu.

Hani bizde bir deyim var (Dışı kalaylı içi vayvaylı diyoruz)ya.. Santa Fe ve binaları bu deyimin tam tersi. yani  bu durumda “dışı vayvaylı içi kalaylı” demek daha doğru olur.

Devam edecek…

Kızlar için Van ve Hakkari yöresinin sıcak renkli, güllü çiçekli kumaşlı folklorik elbiselerinin temini bizi bi hayli zorlamıştı. Derneğimizin Yönetim Kurulu üyelerinden Şerife hanım sağ olsun bu konuyu Cemil İpekçi’ye iletmiş. Cemil Bey de seve seve Kabul etmiş ve tarifimiz üzerine kızlarımızın elbiselerini hazırlamıştı. Hem de kumaşından tutun ayakkabısına çorabına kadar kendisi kapalı çarşıdan almış ve bizden bunun için bir ücret dahi almamıştı.

Cemil İpekçi’nin Yardımcısı Oya hanım elbiselerin dikişini bitirdikten sonra kızlarımıza giydirerek beğenimize sunuyor.

Santa Fe yolculuğumuza Galatasaray Cezayir sokakta, kızlarımızın giydiği Folklorik elbiselerle start veriyoruz.

Van’dan yola çıkan kızlarımız New Meksiko Eyaletinin Ünlü sanat kenti Santa Fe’nin caddelerinde böyle görüntülendiler.

Santa Fe hava alanına indiğimizde bir gurup genç bizi karşılamış, birer şişe su ve biskuit ikram ettikten sonra çantalarımızdan kolilerimize kadar tüm eşyamızı bize el sürdürtmeden bineceğimiz aracın bagajına koymuşlardı. Organizenin ciddiyetini ilk adımda anlamıştık.

Etkinlik alanına girdiğimiz anda ilk göze çarpan şey isimlerimiz üzerinde yazılı olduğu içme suyu şişeleriydi.

Saat başı bir görevli elinde içme suyu surahisinden davetli sanatçıların boşalan şişelerini dolduruyordu.

Organizasyonda gönüllü olarak görev almış emekli üst düzey bir bürokrat, esnaf veya bir memur belirli zaman aralıklarıyla meyve, pasta, kurabiye ikram ediyordu misafirlerine… Bunları kültür adına yola çıkıp, taziye çadırlarında halay çektirip, yazarlarının ve sanatçılarının altına kırık bir sandalye koymasını düşünemeyen kültürün “K” sinden bi haber olan kültürcülerimize göstermek lazım. Gerçi göstersen de mazeretleri hazır. Nasıl olsa “İmkan ve olanak” kelimelerinin arkasına sığınacaklar. Ama mesela Van Güzelliği ve zenginliği ile Santa Fe’den asla geri kalır değil. Mesele yetenek, kabiliyet, yaratıcılık ve birliktelik meselesi.

Festival boyunca kızlarımızın giydiği sıcak renkli, yöresel elbiselerimiz kadar güler yüzlülükleri de herkesin dikkatini çekmişti. Etkinlik boyunca en çok fotoğraflanan stant bizim standımız olmuştu.

Dünyanın dört bir yanından, her renkten, dilden ve dinden insanların buluştuğu festival alanında herkes kendine has folklorik el sanatlarıyla festival alanını şenlendirmişti. Stantlarda 15 bin dolarlık bir ipek halıdan tutun, 5 dolarlık bir boncuk takıya kadar herşeyi bulabiliyordunuz. Biz de birlikte götürdüğümüz kilim tezgahımızla beraber yöresel kilimlerimizi de sergileyip satma fırsatı bulduk.

Van’ın isimsiz kahramanları!

Van’a el veren, kol uzatan isimsiz kahramanlar da varmış.. Bunlardan biri de, yakın arkadaşım Servet Harunoğlu‘ymuş meğer.. Sevgili, nur içinde yatsın Ercan Arıklı’nın o harika dost gurubunun içindeydi, öyle tanımıştım.
Geçenlerde Ercan’la tanışmamızı ve Erkekçe buluşmasını sağlayan, uzaktan hısım, yakından dost Yusuf Subaşı telefon etti..
“Van yazıp duruyorsun.. Servet’in yaptıklarından haberin var mı” dedi.. “Bir ara, duyduklarına şaşacaksın..”
Aradım da öğrendim, sessiz dostumun sessiz sedasız yaptıklarını..
Ümit Kıvanç‘ın (Halit Ağabey’in oğlu) “Kızlar ve Kökler” adlı belgeselini izlemiş tesadüfen, ordan öğrenmiş Enver Özkahraman’ı.. Van’da çok sevilen bir “Yol, Su, Elektrik” emeklisi.. Terör yüzünden boşaltılan yüzlerce köyün aileleri Van’ın varoşlarına yerleştirilmişler.. İş yok, güç yok, ekmek yok.. Hele kız çocuklarının hali, söylemeye gerek yok, tam facia..
Enver kolları sıvamış.. Van’ın dünyaca ünlü kilimleri var ya, artık yapılmaz olmuş.. Unutulmaya başlamış nerdeyse. Bir atölye kurmuş.. Bu varoşlarda yaşayan köylü kızları toplamış, kilim örmeğe başlamışlar.. Ama bir emeklinin eti ne, budu ne..
Tam “Paydos” demek üzereyken Servet, Ümit’in yazısından olayları öğrenmiş.. Atlamış doğru Van’a.. Enver’le tanışmış.
İşleri büyütmeye başlamışlar. Beş atölye kurup varoş kızlarına hem kilimcilik, hem de çeşitli sosyal dersler verecek organizasyonu gerçekleştirmişler..
Deprem atölyeleri dümdüz edince işler büyük ölçüde aksamış ama, Belediye destek olup, arsa tahsis etmiş. Servet uluslararası kuruluşlardan finans sağlamış. Prefabrik iki atölye kurmayı başarmışlar..
..Ve başarı ödülsüz kalmamış..
Sabancı Vakfı, Enver Özkahraman’ı “Fark Yaratanlar” listesine almış.
Amerika Sante Fe Uluslararası Halk Sanatları Pazarı’nda Türkiye’yi temsil etmek üzere, iki Vanlı varoş kızı seçilmiş ve ürettikleri kilimlerle fuara katılmış, büyük ilgi toplamışlar.
Servet “Benim düşüncem, eğer biz, büyük şehirlerde yaşayan bilge insanlar, oralara gidip, zor hayat şartlarında yaşayan bu insanlara yardımcı olmazsak, Doğu probleminin çözümü çok uzun zaman alabilir. Devlet bir şeyler yapıyor, ancak bizlerin bilgi ve tecrübesine çok ihtiyaç var” dedi.
Doğru dedi.. Doğu sorununu çözersek biz çözeceğiz.. Topyekun, hepimiz!.

www.farkyaratanlar.org
www.folkartmarket.org

A “must see” exhibition of photography, specially the B/W photos…

This breathtaking photo of women enjoying a snack in Van, Turkey comes from Hisar Anadolu Destek Dernegi’s gallery.

Support their organization through TPF: http://www.tpfund.org/HisarAnadolu/default.aspx

Josephine Powell’in foto ve yazısı için web adresi:
http://kamilpasha.com/?p=5893

What Josephine Saw
Posted on June 6th, 2012 by Jenny White
There’s a new exhibit in Istanbul of Josephine Powell‘s remarkable photographs of Anatolian nomadic life and nomadic weaving culture. (see announcement below.) Powell died in 2007 at the age of 87 at her Istanbul home.

A “must see” exhibition of photography, specially the B/W photos…

Andrew Finkel wrote an essay about her life here and Cornucopia magazine’s latest issue here has Powell on the cover and reproduces many of her wonderful photographs, such as the one below, of a newly married woman displaying her gold jewelry and hennaed hands in Suleymankoy in 1985.

Photo by Josephine Powell 1985, from Cornucopia

Visit booth#34 at Santa Fe Internat’l folk art market, ART AFTER DISASTER. Read later today @ http://SantaFeNewMexican.com/